PROF DR ALi ÇELiK
  • Yazılar
    • Diğer >
      • Aşure
      • Kurban
      • Aile veGençlik
      • Üç Aylar
      • Ahmediyye
      • İslâm’da Ticâret Ahlâkı
      • Tarih Yazıcılığı
      • Kur'an ve Sünnetle Şekillenen Hayat
      • Din ve Sağlık
      • Dini iletişimde Üslup
      • Camii ve İlim
    • Hadislerle İslâm ve İbadet >
      • Namaz
      • Evler ve Özellikleri
      • Tavsiye Ettiği Dualar
      • Sağdan Başlamak
      • Uykudan Önce
      • Sabah Kalktıklarında
      • Tuvalet Âdâbı
      • Tuvalet Yapılabilecek Yerler
      • Tuvalet Yapılmayacak Yerler
      • Tuvalet Esnasında
      • Tuvalet Sonrası Âdâbı
      • Peygamberimizin Yatağı
      • Hane-i Saadetleri
      • Temizlik Kitabı
      • Mükellefin Fiilleri
      • İbadetin Kısımları
      • İbadet ve Ubudiyyet
      • İslâm İbadet Esasları
    • Peygamberimizin Hz Ebubekir'e Nasihati
    • Peygamberimizin Hz. Ömer'e Nasihati
    • Mirac
    • Peygamberimizin Ramazanı İhya Edişleri
    • Salih Amel
    • Hz.Peygamber(s.a.v) ve Çocuk
    • Berat Gecesi
    • Peygamberimizin Ramazan Hayatı
    • Semanın arza Son Vuslatı
  • Yayın Listesi
  • Hakkında
  • Kitaplar
  • İletişim
  • Videolar
    • Sabah Sohbetleri
    • Kütahya Müftülüğü
    • Anadolu Üniversitesi
    • Dimam
    • DPÜ
    • Esogü
    • Türk Haber Tv
  • Sesli Meal
  • Sesli Kitap
Resim
      Farsça Bakışımlı Tercüme
       Sâlihlerin Hikayeleri adlı elinizdeki bu eser, Murtaza Mutahhari'nin Dâstân-i râstân isimli kitabının bakışımlı tercümesidir. Bu çalışmamızda klasik kaynaklardan derlenmiş olan 75 hikâye, Farsça asıl metin ve Türkçe tercümesiyle birlikte aynı sayfada okuyucunun istifadesine sunulmaktadır. Kitapta sahâbe-i kirâm ve önemli şahsiyetlerden yönlendirici hikâyeler yer almaktadır.
         Kitabın gerek ahlâka dair olması gerekse metinlerinin klasik kaynaklardan derlenmiş olması çalışmayı önemli kılmaktadır. Bu çalışmanın, okuyucunun Farsça kelime hazinesini zenginleştireceğini ve dikkat çekici hikâyeler üzerinden Farsça diline daha iyi aşina olmalarını sağlayacağını umuyoruz.Bu kitap, temel düzeyde Farsçayı bilen kimselerin Farsça dil seviyelerini geliştirmelerini ve eserde yer alan 75 hikâye vasıtasıyla bu dile olan ilgilerini artırmayı hedeflemektedir.



Picture




​            Bu çalışma, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın, 1932 yılında yazdığı “Kütahya Şehri” isimli eserinde “Kütahya’nın cidden iftihar edeceği kıymetli bir âlim” olduğunu söylediği1 “Büyük Osmanlı Tarihi” adlı çalışmasında da dönemin ilmî faaliyetlerinden bahsettiği bölümde, 17. asrın en büyük âlimlerinden biri olan Kütahyalı Hıbrî Ali Efendi ifadesini kullandığı2 (1083/ 1672 yılında vefat etmiş olan Kütahyalı Bülbülzâde lakabı ile bilinen “Ebû Muhammed Hibri Ali b. Mustafa b. Pir Muhammed” e ait olan, Kütahya Tavşanlı ilçesi Zeytinoğlu Kü- tüphanesinde bir mecmua içerisinde bulunan, TZK 279 numarada kayıtlı 81/b ile 125/a varakları arasında toplam 44 varak olan sülüs hatla yazılmış “Erbaîn” isimli kırk hadis şerhi- nin dijital nüshası (mikrofilimi) esas alınıp, hadisleri asli ve fer’î kaynaklardan tahric edilmek suretiyle gerekli dipnot ve açıklamalar yapılarak günümüz Türkçesine çevirisidir.    Çalışmada, eser ve müellifi hakkında bilgi verilmiş, daha sonra ise eserin muhtevâsı, şerhedilmek üzere seçilen hadislerin metinleri, hadislerin metinlerinin kaynak durumu, müel- lifin eserdeki şerh metodu, ardından da çevirisi yapılmıştır. Kitap, bir taraftan tarihte “Hibri” olarak bilinen bir ilmî şahsiyetin hem bilimsel yönünü tanıma imkânı verirken diğer taraftan da kültür hayatımıza yaptığı katkıyı öğrenme fırsatı verecektir. Çünkü Hadis literatürü içinde bir tür olarak ortaya çıkan “Erbaîn” / Kırk Hadisler, genel olarak yazıldığı dönemin sosyo- kültürel durumuna işâret eden, o dönemde sorun olarak ortaya çıkan birtakım olgulara çö- züm önerileri sunan; Müslümanların bireysel, âilevî, sosyal açıdan ahlâkî ve düşünsel prob- lemlerine, yozlaşmalara karşı bir bakıma ihya edici, dînî ve mânevî şuurlanmasına katkı sağ- layacak muhtevâdaki hadis metinleri olarak derlenmektedirler.
​
     Elimizdeki bu eser de bize X./ XVII.yy Osmanlı coğrafyasının sosyo-kültürel durumu hakkında dolaylı da olsa bilgi vereceği düşüncesiyle çalışmamıza konu olmuştur.
Tevfik Allah’tandır.




Picture
​ Osmanlı Devleti’nin ilk “Reisü’l-eubba”sı Şair Şeyi’nin Tibba Dair Manzum Eseri                                                                                KENZU’L-MENÂFÎ
          Faruk Kadri Timurtaş, “Şeyhi’nin Hayatı ve Şahsiyeti” isimli çalışmasında, Şeyhi’nin, Çelebi Sultan Mehmed’i nasıl tedavi ettiği ve ve daha sonra nasıl padişahın “hás tatbibliğine” yükseldiğini şu satırlarla anlatmaktadır: Şeyhi’nin hekimlikteki büyük kudreti Çelebi Sultan Mehmed’i tedavi etmesiyle de sabittir. Çelebi Sultan Mehmed, 818/1415 yılından Karaman Seferi münasebeti ile Ankara’da bulunurken, rahatsızlanır. Etrafındaki tabibler tedavisinden âciz kalırlar. Bunun üzerine o zaman hakim Sinan diye şöhret kazanmış olan ve Edebiyat âlemince de Şeyhi mahlası ile bilinen, Germiyan beyinin musâhibi Şeyhî Sinan Kütahya’dan getirtilir Şeyhî, Padişah’ı muayene edince, rahatsızlığın gam ve gussanin fazlalığından ileri gelen asabi bir hal olduğunu anlar. “Ahlât-ı kesîfe-i muhtelifenin ihtilât” ndan hâsıl olmuş bulunan, fazla sevinç ve ferahlık neticesi geçeceğini söyler. O sırada içeri giren bir haberci, günlerden beri alınması istenildiği halde eled edilemeyen ve bu sebeple padişahı üzen zaptı güç bir kalenin fethi ve tskir edildiği müjdesini getirir. Bu haber, Çelebi Sultan Mehmed üzerinde çok müsait tesir yaratır. Mizacı günden güne iyileşmeye yüz tutar. Şeyhî’nin hazâktaini takdir eden Çelebi Sultan Mehmed kendisine pek çok ihsanlarda bulunur ve hususî tabibliğine tayin eder.


Picture
        Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke yakınlarında Cebel-i Nur diye bilinen dağda, Hirâ mağarasında inzivâ halindeyken Cebrâil (a.s.) vasıtasıyla ilk vahy nâzil olmuştu. Nâzil olan bu âyetler Alak sûresinin ilk beş âyetiydi.
   Bu kitapta Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kendisine ilk vahyin nâzil olduğu sosyo-kültürel ortam Hirâ mağarası, efendimizin inzivâ hali, vahiy, vahyin nüzûlü, Peygamberimizin ilk vahyi alması ve ilk vahiy sonrası yaşadıkları hakkında sahih kaynaklardan faydalanarak bilgiler verilmektedir. Peygamberimizin Cebel-i Nur’a çıkışı toplumdan bir kaçış değil, toplumum içinde bulunduğu ahlâkî, iktisâdi ve hukukî düzensizliğe karşı bir duruştur.
   Cebel-i Nur’da yankılanan ilk vahiy, Alak sûresinin ilk âyetlerinin verdiği mesajı almak, Kur’an’ın tamamını dikkatlice okumak ve anlamak konusunda teşvik edici bir başlangıç olması temennisiyle…



Picture
​ İslâm Medeniyeti bitmiş bir medeniyet değildir. Gerek maddi gerekse mânevi kültür alanında Müslümanın olduğu her yerde islâm’a ait bir renk, bir ton, bir nefes veya bir ișâret mutlaka bulunmaktadır. Allah’ın ismini yüceltmek, Peygamberinin adinı kalplere nakşetmek için bu medeniyetin bütün unsurları kullanılmıştr. Yer ve zaman neyi gerektiriyorsa o yapilmış, bazen taşa kazılmış, bazen ağaca oyulmuş bazen de nesir ve şiir diliyle yazıya dökülmüştür. Amaç, islâm’in kâide ve kurallarıı, bununla ilgili olan âyet ve hadisleri içinde yaşadığı topluma kolay bir șekilde öğretmektir. Bu küçük çalışma da böyle bir duygudan hareketle hazırlanmış, akılda kalsın diye kısa hadislerden derlenmiş manzum Kırk Hadis tercümesidir


Picture
​  Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği Kur’ân esasları ve onların yorumu demek olan sünneti, Hicaz bölgesi halkının inanç dünyasını değiştirmiş, hurafelerden arındırmış, o istikamette yeni hükümler getirmişti. Daha doğrusu, Hz. İbrahim (a.s)’ın getirdiği Haniflikten sapmalar sonucu ortaya çıkan inançlar tekrar aslına döndürülmüş, Kur’ân ve Sünnet’in ana esprisi olan Tevhid inancı ikame edilmişti. Ne yazık ki, Hz. Peygamber’in vefatından çok kısa bir müddet sonra gerek Hicaz bölgesinde gerekse Fetihle genişleyen İslâm dünyasında eski inançlar yahut bölgede kültürel miras olarak devam eden düşünceler, İslam kisvesine bürünerek tekrar devam ettirilmeye başlanmış, Kur’ân’ın “Câhiliye hamiyeti”” diye tavsif ettiği inanç ve düşünceler hatırlatılma gayretine girilmiştir. Bu acı gerçek, İslâm bilginle¬rinin üstün gayretlerine rağmen devam etmiştir. Bu gün İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan ihya hareketleri hep, İslam’ı gerçek hüviyetiyle bidat ve hurafelerden arınmış şekliyle yeniden sunma gayretinden kaynaklanmaktadır.


Picture
​   “Besmele-i şerîfe ile başlanmayan her işin sonu kesiktir/nasipsiz olur.” (el-Câmiu’s-Sağir, II,92)   Kur’ân’da Neml sûresi 30. âyetinin bir bölümü olan, İslâm’da gerek dünyâ gerek âhiretle ilgili olsun her önemli ve meşru bir işe başlarken mutlaka söylenmesi/okunması tavsiye edilen besmele, kültürümüzde “Besmele Çekmek” tabiriyle ifâde edilen, “Bismillahirrahmanirrahim” cümlesidir. “Allâh’ın (cc) Hz. Peygamber’e (sav) “Yaratan Rabbinin adıyla oku” âyetiyle öğrettiği bu edeb dersi, gerçekten de İslâm düşüncesinin en büyük prensibi olan bir noktaya işâret etmektedir ki o da, Allâh’ın (cc) gerçek varlık olduğu ve her varlığın varlığını O’ndan aldığı husûsudur. Zîra O (cc), bütün varlıkların başlangıcıdır ve her şey O’ndan başlar, her hareket O’nun adıyla olur.


Picture
​      Ülkemizin ilk mikrobiyologlarından Miralay Dr. Hüseyin Remzi Bey İlmihâl-i Tıbbî’de ilmihal bilgilerinden abdest,  gusül,  namaz,  oruç  gibi  ibâdet  esaslarının  bazılarıyla,  haklarında  fıkhen  haram  ve  mekruh hükmü verilmiş yiyecek, içecek ve giyecekleri ele alır. Bu konuları hem dinî hükümler açısından hem tıbbî yönden inceler, insan sağlığına verebilecekleri fayda ve zararların neler olduğunu halkın anlayacağı bir üslûpla anlatır. “Evliyâ Hoca” lakabıyla tanınan Remzi Bey ülkemizde koruyucu hekimlik ve sağlıkla ilgili modern bilgi birikimine katkı sağlamış, tıbbî bilginin halk arasında yaygınlaşması için çaba göstermiş, bu konuda çok sayıda eser yazmış, 57 yıllık ömrüne 58 kitap sığdırmış uzman bir tabib, değerli bir bilim adamıdır. Tıbbî İlmihâl’de Prof. Dr. Ali Çelik, Remzi Bey ve eserleri hakkında detaylı bilgiler aktarmış ve 1889’da kaleme alınan bu eseri günümüz Türkçesine çevirmiştir.


Picture
​   Bilindiği gibi İslam Dini, Allah katında gerçek din olup,’ O’nun hoşnud olduğu, eksiksiz ve tam bir mükemmeliyet içinde yaz’ ettiği, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i de onu tebliğe, tebyIne, ittibâya ve bu konuda kullarını inzar etmeye (uyarmaya) memur ettiği kutla bir dindir. Kur’an-ı Kerim, bu yüce dinin mukaddes kitabıdır. Bu kitap, Cenab-ı Hak’kın yüce katından insanlığa uzanan sağlam bir iptir (hablüi-metin) ki, ona sarılan daima aziz olur ve gözlerin görmediği, akıllarm tasavvur edemediği nimetlerle mükâfatlandırılir. Kur’an, kendisine tabi olanlara dünya ve ahiret saadetinin yollarını gösterir. Bu konuda genel kâideler ve külli prensipler koyar. Bazı meselelerde de doğrudan düzenleyici normlar getirir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise, Kur’an’ı, Allah’ın kendisine verdiği görev istikâmetinde tebliğ etmiş, açıklamış ve bizzat yaşamıştır. O’nu ahlâkmdan sorulduğu zaman Hz. Aişe (r.a.): “O’nun ahlâkı Kur’an’dı”” buyurarak, Hz. Peygamber’in Kur’an’ı hayatında nasıl yaşadığını çok açık bir şekilde anlatmıştır. İşte Hz. Peygamber’in sözleri, fiilleri ve takrirleri demek olan “sünnet” kavramı, Allah’ın dinini anlama ve hayata tatbik etmede teorik ve pratik olarak Hz. Peygamber’in getirmiş olduğu nebevi metotdur.


Picture
  Bu çalışmamızda. Peygamber Efendimiz’in Ramazan ayını nasıl geçirdiğini, hadislerin ışığında tespit ederek, bir anlamda Peygamberimiz’in “Ramanaz Günlüğü”nü genel hatlarıyla da olsa okuyucularımızın bilgisiyen sunmaya çalıştık. Belki “O’nun yolunun emekleyen yolcularına” ışık olur diye…   Bu tesbitler, Ashab-ı Kiram’ın,Peygamberimiz’in Ramazan ayını ihya etme ve oruç ibadetini yerine getirme konusunu neler yaptığına dair, O’ndan gördükleri ameller, kendisinden işittikleri tavsiye ve teşviklerden bize intikal eden en kıymetli bilgilerdir.


Picture
Halkımızın sahip olduğu dînî bilgileri, özellikle Hadis/Sünnnet bilgisi, bugün, konunun uzmanı pek çok kimse tarafından kritik edilmekte ve bu konuda bir takım yanlış öğrenme ve anlamaların olduğu tespit edilmektedir. Bu yanlış bilgiler ve anlamalar ise, toplumsal hayata farklı şekillerde yansımakta, dînî bir takım problemlerin doğmasına sebep olmaktadır. Ortaya çıkan problemin, şüphesiz en doğru bir şekilde çözülmesi gerekir. Ancak probleme gerçekçi bir çözüm getirebilmek için, her şeyden önce, problemin kökeninde yatan “yanlış öğrenme ve anlamaların kaynağının” tespit edilmesi lazımdır. Yani, eğer çok sayıda uydurma veya asılsız sözler, Hz.Peygamber’e izâfe edilerek halk arasında hadis diye öğrenilip, bunlar esas alınarak İslâm’ın rûhuna uygun düşmeyen açıklama ve yorumlar, dinin bir emriymiş gibi yayılmış ise, evvela yapılması gereken, bu yanlış bilgilerin halka nasıl ve hangi yolla ulaştığının ve halk arasında yaygınlaştığının tespit edilmesi; halkın hadis bilgisinin bilgi kaynaklarının neler olduğunun bilinmesi olacaktır. Artık ancak bundan sonra yapılabilecek çalışmaların probleme çözüm getirebilme ihtimalinden söz edilebilir.


Picture
      Toplumun bir kesimi, eğitimsizliğin ve dini cehaletin sonucu hurafelere düşerken, bir kesimi de toplumun yapısını pek fazla önemsemeden keskin tavırlar almak suretiyle tekfir etme derecesine varan anlayışlar içinde görülmektedir. Bunun yanında Peygamberin Allah tarafından seçilmiş olmasının gereği olarak bulunan bazı özellikleri reddedilerek beşerilik vasfı öne çıkarılıp, Peygamber ve O’nun sünnetine karşı tavır alan düşünceler ortaya çıkmaktadır. Günümüz insanı bu ikilem arasında gidip gelmektedir. Biz bu çalışmamızda kavram ve mahiyet olarak sünnet ve bid’at kavramlarının teorik bir araştırmasını yapmaya gayret ettik.


Picture
  Hz. Peygamber’in sözleri, filleri ve takrirlerine (onaylama) sünnet denildiğini biliyoruz. Başka bir ifade ile Sünnet; Kur’an’ın yaşanmış bir tefsiri, Islam’ın pratik -ve de örnek bir tatbikidir. Böyle olması hasebiyle her bir müslüman sün-neti öğrenmeyi ve onu en doğru bir şekilde yaşamayı kendisine ideal edinmiş, hayatının her noktasında Sünnet’in  izlerini görmenin gayreti içinde olmuştur. Özlemi çekilen bu idealin gerçekleştirilmesi konusunda pek de başarılı olunduğu söylenemez. Şüphesiz müslümanın hayatında Sünnet’in pratik olarak izlerini görmek mümkün-dür. Ancak, bunların daha çok bireysel boyutta kaldığı, top-lumsal yönünün ise kısmen ihmal edildiğini görüyoruz. Hâl-buki Sünnet’in daha geniş kapsamlı olduğu, sadece ferdin Allah ile olan mânevi ilişkilerini, bireysel davranışlarını dü-zenlemek değil, onun dışında sosyal hayatla ilgili davranış-larını da düzenlediği, bu konuda öneriler getirdiği de bilinen bir hakikattir. Çünkü İslam medeniyeti, referanslarını Kur’an ve Sünnet’ten alan bir medeniyet olmakla birlikte, geçmişte yaşanmış, işlevini bitirmiş ve arşive kaldırılmış bir medeni-yet değildir. İslam medeniyeti yaşayan bir medeniyettir. Müslümanın bulunduğu her yerde az veya çok o medeniyetin izleri görülmektedir. Kültürde, sanatta, edebiyatta, mimaride bu medeniyet, belli oranlarda Kur’an ve Sünnet’ten izler, renkler ve tonlar taşımaktadır. Ancak günümüzde Sünnet’in medeniyet unsurların’ oluşturan gerek toplumsal gerekse evrensel yönünün ihmal edildiğini yapılan ilmi çalışmalardan görmekteyiz..


Picture
​      Kültürümüzü oluşturan temel dinamiklerin en önemlilerinden biri de inanç değerlerimiz ve onların etrafında oluşan kabullerdir. Bunların da kaynağı Allah ve Peygamber inancıyla bu inancı besleyen, Kur’an ve Sünnet/Hadislerdir. Türkler İslâmiyeti kabul ettikleri daha ilk günden itibaren, bu temel kaynaklarla iç içe olmuşlar, onları okumaya, anlamaya, onların sunmuş olduğu bilgiler ışığında yeni değer yargıları oluşturmaya başlamışlar ve insanlık tarihine, İslam medeniyeti gibi eşsiz bir medeniyeti, bu değer yargılarıyla takdim etmişlerdir. İslam medeniyetinin oluşmasında en büyük katkıyı Müslüman Türkler yapmışlar, onu yüceltip geliştirmişlerdir. O kadar ki, batıda “Müslüman” tâbiri, daima Türk’ü ve Türk milletini; “Türk” kelimesi de Müslümanlığı ve islâmiyet’i çağnştırmıştır. Bu da bizim için, kültürel kimliğimizle etnik kimliğimizin iç içe nasıl kaynaştığını göstermesi açı-sından önemlidir. Kültürel değerlerimizi oluşturan bilgi kaynaklanmız arasında olan Kur’an ve Sünnet/Hadis, sadece dini hayatı-mızı, inanç değerlerimizi oluşturmada değil, aynı zamanda getirdiği evrensel ilkelerle, hayatı nasıl algılamamız gerektiğini belirleyen, bir dünya görüşü çizen bilgi kaynağıdır. Bu bilgiler toplum fertlerine tarih boyunca, bazen salt Kur’an ve Hadis bilgisi, bazen bir Edebiyat ürünü (ister manzum olsun ister mensur olsun), bazen de mimâri eserler vücuda getirme şeklinde sunulmuş, toplumsal kabul görmüş ve onun etrafında “değerler” oluşmuş ve bu değerler kurumlaşarak “Medeniyet” dediğimiz bir o lguyu meydana getirmiştir.


Picture
​Yunus Emre ve şiirleri üzerine çok yazılar, kitaplar yazıldı, daha da yazılacak.Hepsinde de anlatılan ortak tema “Yunus Emre’yi anlamak”. Niçin Yunus Emre’yi anlamak? Tabii ki böyle bir sorunun tek bir cümleyle cevaplanması oldukça zor; bunun farkındayım.Ama aslolan zoru başarmak; başarılamasa da o yönde çaba sarfetmek, himmet ve gayret içinde olmak değil mi? İşte bu düşüncelerle önsözü yazmaya böyle bir soru sorarak başladım, onu ve onun yüklendiği misyonu daha iyi görelim, değerini anlayalım diye. Yunus Emre’yi anlamak niçin zordur? Çünkü o, tarihin belli bir döneminde yaşamış, bir misyon icrâ etmiş ve her fâni gibi, o da mukadder vakit gelince, emânetini Hakka teslim ederek ebediyete intikal etmiş bir şahsiyetten bah-setmiyoruz; bahsimize konu olan, asıl anlaşılması gereken, Yunus’un şahsında sembolize edilen bir Medeniyet’tir. Bunun içindir ki, “Yunus Emre’yi anlamak” demek, bir medeniyeti ve onun temel dinamiklerini anlamak demek-tir.Müslüman Türk milletinin İslam Medeniyeti’ni nasıl okuduğu, onun ilke ve esaslarını, inanç olarak, ahlâk olarak, kültür ve medeniyet unsuru olarak kendisine nasıl mal ettiğini, Yunus Emre’nin diliyle ifâde edilişini anlamak demektir.Bunun içindir ki, artık “Yunus Emre” ismi, beraberinde İslâm’m insanlığa armağan ettiği Medeniyeti çağrıştırmaktadır.Evet, Yunus Emre tarihi bir şahsiyettir.


Picture

    Kıbrıs, Peygamber Efendimizin bir mucizesinin tahakkuk ettiği yer. Kıbrıs her adımda mana kokan; her köşesi vakıf eserleriyle mamur; her karış toprağı şehitlerin kanları, mazlum insanların gözyaşları ile sulanmış bir yavru vatan…Bu kitap Kıbrıs’ın gösterilmek istenen yüzüne değil de görünmeyen yüzüne ışık tutmak için kaleme alınmıştır; Yavru vatanı bir başka açıdan görmek isteyenler için…


Picture
    Fitne kelimesi, Arapça kökenli bir terim olup, temel anlamı itibariyle “sınamak” veya “ayrım yapmak” anlamına gelir. Ancak İslam literatüründe fitne terimi, daha geniş bir anlam taşır ve çeşitli olumsuz olayları ifade eder.Kitap, ilk olarak İslam peygamberi Muhammed’in hayatında yaşanan fitne olaylarına odaklanır. Özellikle Medine döneminde yaşanan iç savaşlar ve toplumsal çatışmalar bu dönemdeki önemli fitne örnekleridir. İslam’ın bu dönemdeki büyük sınamaları ve Müslüman toplumunun nasıl bir arınma süreci yaşadığı kitapta ayrıntılı olarak incelenir.Ali Çelik, kitabında fitnenin çeşitlerini de ele alır. İnanç fitnesi, ahlaki fitne, siyasi fitne, toplumsal fitne gibi farklı kategoriler altında fitne türlerini açıklar. İnanç fitnesi, özellikle İslam toplumlarında sapkın inançların ve dini ayrılıkların yol açtığı bir fitne türüdür. Ahlaki fitne, ahlaki değerlere aykırı davranışların yayılmasıyla ortaya çıkar. Siyasi fitne, iktidar ve yönetimle ilgili sorunları ifade ederken, toplumsal fitne, toplum içindeki çatışmaları ve ayrılıkları yansıtır.
Kitap ayrıca fitnenin nasıl önlenebileceği ve toplumsal düzenin nasıl korunabileceği konularına da değinir. Adalet, eğitim, bilinçlendirme ve toplumsal dayanışma gibi kavramlar, fitnenin etkilerini azaltmaya yardımcı olabilecek önemli unsurlardır.


Destekleyen: Özelleştirilebilir şablonları kullanarak size özel web sitenizi oluşturun.
  • Yazılar
    • Diğer >
      • Aşure
      • Kurban
      • Aile veGençlik
      • Üç Aylar
      • Ahmediyye
      • İslâm’da Ticâret Ahlâkı
      • Tarih Yazıcılığı
      • Kur'an ve Sünnetle Şekillenen Hayat
      • Din ve Sağlık
      • Dini iletişimde Üslup
      • Camii ve İlim
    • Hadislerle İslâm ve İbadet >
      • Namaz
      • Evler ve Özellikleri
      • Tavsiye Ettiği Dualar
      • Sağdan Başlamak
      • Uykudan Önce
      • Sabah Kalktıklarında
      • Tuvalet Âdâbı
      • Tuvalet Yapılabilecek Yerler
      • Tuvalet Yapılmayacak Yerler
      • Tuvalet Esnasında
      • Tuvalet Sonrası Âdâbı
      • Peygamberimizin Yatağı
      • Hane-i Saadetleri
      • Temizlik Kitabı
      • Mükellefin Fiilleri
      • İbadetin Kısımları
      • İbadet ve Ubudiyyet
      • İslâm İbadet Esasları
    • Peygamberimizin Hz Ebubekir'e Nasihati
    • Peygamberimizin Hz. Ömer'e Nasihati
    • Mirac
    • Peygamberimizin Ramazanı İhya Edişleri
    • Salih Amel
    • Hz.Peygamber(s.a.v) ve Çocuk
    • Berat Gecesi
    • Peygamberimizin Ramazan Hayatı
    • Semanın arza Son Vuslatı
  • Yayın Listesi
  • Hakkında
  • Kitaplar
  • İletişim
  • Videolar
    • Sabah Sohbetleri
    • Kütahya Müftülüğü
    • Anadolu Üniversitesi
    • Dimam
    • DPÜ
    • Esogü
    • Türk Haber Tv
  • Sesli Meal
  • Sesli Kitap